• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 24 Ocak 2019
  • 04:34
 
HAKİM PEYGAMBER POSTUNDA OTURUR… 28 Aralık 2018, Cuma
AV. İBRAHİM HAKAN METİN
AV. İBRAHİM HAKAN METİN
adanatorosgazetesi@hotmail.com

 

 

Yargı, hukuka yansıyan olayları değerlendirip karara bağlayan unsurdur. Yargının yegane amacı, gerek ulusal ve gerekse uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde, hukuki uyuşmazlığı tarafsız ve bağımsız olarak, bilimsel, somut ve her türlü şüpheden uzak, kesin delillerle değerlendirip karar vermek olup, bu amacın varmaya çalıştığı nihai hedef  “adaletin tecellisi” yani adaletin gerçekleştirilmesinin sağlanmasıdır.

 

Soyut bir unsur olan “yargı”nın somutlaşmış halini yani “yargı yetkisini” kullanma makamı ise “yargı organı” olarak tarif edilen “Mahkemeler”dir. T.C. Anayasası’nın 9. Maddesine göre; “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.” Mahkemelerin sahip oldukları bu yargı yetkisi de “Hakimler” tarafından icra edilir. 

 

Hakimler sahip oldukları bu yetkilerini kullanırken, T.C. Anayasası’nın 138. Maddesinde emredici olarak düzenlenen hak’la donatılmışlardır. Bu maddeye göre; “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci ve kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz…”

 

Hakimlerin bağımsızlığı Anayasa’nın 138 maddesinde tarif edilmiş olmakla birlikte diğer bir husus da, hakimin tarafsızlığıdır ki, tarafsızlık, taraf tutmama ve yansız kalma yani hangi görüş ve inançtan olursa olsun, “tarafsız karar vermek” olarak ifade edilmektedir.

 

Hakimlerin yaptıkları görevin kutsallığı, Anadolu’da çok güzel bir tabirle ifade edilmiştir; “Hakim peygamber postunda oturur.” Peygamber postunda oturmak sözü lafügüzaf değildir. Sorumluluk gerektirir. Bu sorumluluk, hakimin “adaletin tecellisini” sağlayan kişi olmasının sonucudur ki, kaynağını bünyesinde barındırdığı kutsallık ve ulvilikten alır.

 

Hakimlerin omuzlarında ağır bir manevi yükün/sorumluluğun bulunduğu tartışılmaz bir gerçekliktir. Bu gerçeklik, hakimlere sadece ve sadece somut gerçeği, adaletin işaret ettiği gerçeği kendisine ışık olarak almasını salık verir. Bu nedenledir ki adaletin simgesi Themis’in; tarafsızlığın işareti olarak gözleri bağlı, doğruluğun ve gücün simgesi olarak bir elinde kılıç, eşitliğin simgesi olarak diğer elinde terazi bulunmaktadır.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin beşinci Cumhurbaşkanı Cevdet SUNAY’ın “İnsanlık; fikirleri, içtihatları, örnek tutum ve davranışları ile temayüz eden ve her türlü hizmetleri adaletle yürüten kişilere (hakimlere) öteden beri ihtiyaç duymuş ve değer vermiştir.” ifadesinden de anlaşılacağı üzere, görevinin gerektirdiği sorumluluğa ve ihtimama uygun davranan hakimlere her zaman ihtiyaç duyulmuş ve duyulacak olup bunun nedeni de, Hz. Ömer’in “Adalet mülkün temelidir.” veciz sözünde saklıdır.

 

Bu somut gerçeklikler karşısında ortaya çıkan sonuç şudur ki, her kim olursa olsun kat’i surette hakimlere emir ve talimat verme veya telkinde bulunma hak ve haddine sahip olmadığı gibi böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde ise hakimler, “Peygamber postunda” oturduklarının bilinciyle, Anayasa’nın kendilerine tanıdığı hakka dayanarak görevlerini layıkıyla yerine getirmek yasal zorunluluğu altındadırlar. Bunun, “adaletin tecellisi” için olmazsa olmazlığı inkar edilemez bir gerçektir. 

 

Aksi durumda yani sahip olduğu bu kutsiyete yakışmayacak şekilde, hukuk kurallarının hakkaniyet ve vicdani bakış açısı yadsınarak yerine getirilmesi halinde ise ortaya çıkacak sonuç İngiliz filozof, hukukçu ve devlet adamı Francis Bacon’un şu sözünde ifade edilmiştir;

 

“Hakimler, kanunu insafsızca yorumlardan, aşırı istidlallerden (sonuç çıkarmaktan) çekinmelidir. Çünkü işkencelerin en kötüsü kanunla işkence etmektir. Kanunları tatbik ederken dikkat etmelidirler ki, korkutmak için konan şey zulme alet olmasın.”