• Adana
  • Ankara
  • İstanbul
  • 22 Ekim 2018
  • 05:30
 
‘Medya ağır baskı altında’

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu yerel basınla buluşmasında konuştu:

 

ÖZEL HABER: ŞANSER İLTAŞ-SERDAR AKIN

Türkiye7eki yerel gazetelerin temsilci ve muhabirleri CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun davetiyle Marmaris’te buluştu. Marmaris Belediyesi öncülüğünde gerçekleştirilen ve 27 Nisan’da Marmaris’in tanıtımı ile başlayan programın ikinci gününde yerel medya çalıştayı yapıldı. Kılıçdaroğlu burada yaptığı konuşmada basın özgürlüğüne vurgu yaptı. 

Kılıçdaroğlu medyanın sorunlarına ilişkin de şunları söyledi: “Medya üzerinde olağanüstü baskılar var. Medya patronunun başka işi varsa adamı duman ediyorlar. Her türlü en ağır cezalar kesiliyor. Mahkeme zaten talimat bekliyor. Patron sonunda gazeteleri satmak zorunda kalıyor. Mali baskıların yanında hapis cezası tehdidi de var’ dedi.

Şu an paralel devlet var

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ’’Anadolu Medyası Buluşuyor’’ etkinliğinde konuştu. Kılıçdaroğlu'nun gündeminde Genelkurmay Başkanı ve Saray danışmanının ziyaretinin ardından muhalefetin çatı adaylığından vazgeçen Abdullah Gül ve Binali Yıldırım'ın partisi tarafından bedelli askerlik konusunda ters köşe yapılması vardı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 'Şu an iki ayrı başbakanlık, fiilen paralel devlet var. Hangisine uyacağımız söylensin' diye konuştu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bugün iki ayrı başbakanlık var. Şu anda Türkiye'de fiilen paralel devlet var. O zaman hangi devlet yapılanmasına uyacağımız söylensin” dedi. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile Cumhurbaşkanı Sözcüsü Hulusi Akar'ın Abdullah'a Gül'e gönderilmesinin başlı başına “vesayet” olduğunu vurguladı. Marmaris'te gerçekleştirilen “Anadolu Medya Buluşması”nda gazetecilerle bir araya gelen Kılıçdaroğlu, “Saray” ile “hükümet” üzerinden yaptığı “paralel devlet” tanımlamasını, Başbakan Binali Yıldırım'ın, bizzat partisinin sözcüsü tarafından yalanlanması örneğiyle anlattı. CHP Lideri, “En tipik örneği son günlerden vereyim. Binali Yıldırım, bedelli askerliğe olumsuz bakmadıklarını söyledi. Partisinin sözcüsü 'O Binali Yıldırım'ın şahsi görüşüdür. Bizi bağlamaz' dedi. Bunun üzerine Başbakan'ın istifa etmesi gerekir, ama etmiyor. Çünkü oraya Saray'ın iradesiyle geldi. Halkın iradesiyle gelseydi farklı olurdu. Bu, demokraside geldiğimiz noktayı gösteriyor” diye konuştu. Medyanın dördüncü güç olarak egemenlik hakkının denetimi için Anayasa'da yer alması gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, ilk üç erkte yaşanan sorunları yürütmedeki “paralelliğin” yanı sıra “İktidar partisi milletvekilleri, hükümetten gelen tasarıları 'bir daha aday göstermezler' düşüncesiyle eleştiremiyor. Eğer bir kişinin talimatıyla diğer bir kişi mahkum oluyorsa orada adalet yoktur. Adalet var diyorlar, hangi adalet?” sözleriyle aktardı.

VESAYET AYIBI

Genelkurmay Başkanı Akar ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın karşısına aday olarak çıkarılması düşünülen Abdullah Gül'e gidişinin başlı başına “vesayet” olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, “Vesayetten söz ediyorlardı. Demokrasinin üzerine vesayeti kabul etmiyorsanız, Genelkurmay Başkanı ve sarayın sözcüsünü aday tartışmalarının olduğu zamanda Abdullah Gül'e gönderemezsiniz. Gönderdiğiniz andan itibaren kendi iktidarınız için baskı kuruyorsunuz demektir. Bu bir demokrasi ayıbıdır. Şu ana kadar yapılan hiçbir açıklama da yok. Efendim 'Suriye konusunu açıklamak için gönderdik' diye bir haber çıktı. Bu ülkenin dışışleri bakanı yok mu? Hadi Suriye konusu için gittiler diyelim, o zaman Saray'ın sözcüsünün orada ne işi var?” diye sordu. Bu olayın haber bile yapılamadığını kaydeden Kılıçdaroğlu, “Medya, halk adına gücü denetler. Gücü övmez. Olay görülüyor, tanığı olunuyor, gazeteciler haber yapamıyor. Bu ülkenin Genelkurmay başkanı ve saray sözcüsü beraber Abdullah Gül'e gittiler, ziyaret ettiler. Biz duyduk, haberi çek ettik, haberi doğru. Gazeteci arkadaşlarım da duymuşlar, kimse yazamıyor. Bir internet sitesi haberi duyurdu, kısa süre sonra geri çekti. Bu dünyanın her tarafında haberdir. Haber doğru. Haber yapmak gerekiyor. Halkın bilgilenmesi için haber yapmak gerekiyor, ama bedeli gazeteci ödüyor” dedi.

SİVİL ÖLÜM

Kılıçdaroğlu, “20 Temmuz darbesi dediğim için kızıyorlar. Bu ifadeye inanarak dillendiriyorum. 15 Temmuz darbesi püskürtülmüştü, 20 Temmuz'a ne ihtiyacımız vardı? 800 gazetecinin pasaportuna el konuldu. Sarı basın kartı iptal edildi. 173 medya kuruluşu kapatıldı. 3 bini aşkın gazeteci işsiz kaldı. 150 gazeteci hapiste. 54 gazetecinin mal varlıklarına el konuldu. Yani sivil ölüme terk edildi” dedi. Ahmet Davutoğlu'nun başbakanlıktan indirilmesinin de “darbe” olduğunu yineleyen Kılıçdaroğlu, “Bir başbakan düşünün yüzde 49.5 oy almış. Ama bir sabah saraya davet ediliyor. Elinden bir istifa dilekçesi alınıp kapının önüne konuyor. Bu darbe değil de nedir? Kaçımız 'Bu demokrasiyi katletmektir) diyebildi? Bugünkü noktalara, o tartışmaları sağlıklı yapamadığımız için geldik” diye konuştu. İktidarın her güce sahip olmasına karşın “yönetemediği” için erken seçime gittiğini belirten . Kılıçdaroğlu medyanın sorunlarına ilişkin de şunları söyledi: “Medya üzerinde olağanüstü baskılar var. Medya patronunun başka işi varsa adamı duman ediyorlar. Her türlü en ağır cezalar kesiliyor. Mahkeme zaten talimat bekliyor. Patron sonunda gazeteleri satmak zorunda kalıyor. Mali baskıların yanında hapis cezası tehditi de var. RTÜK üzerinden baskılar kuruluyor. İktidarı övüyorsanız hiçbir sorun yok, ama eleştiriyorsanız ödeyecek cezalarınız var. Basın İlan Kurumu ve kamu kuruluşları üzerinden baskılar var. Medya sahipleri, kendi güçleri birikimleriyle değil, atama yoluyla medya sahibi oluyorlar. Sen 6 yıl süreyle şu gazete ve televizyonların patronusun. Sonra yeni dönem başlıyor, başkası atanıyor. Çok kanal var gibi görünüyor, aslında tek kanal. İsimleri çok ama içerikleri aynı. Bu demokrasimize zarar veriyor.”

 

 


Yorumlar (1)